Dolar 32,4925
Euro 34,9202
Altın 2.405,86
BİST 10.391,89
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Afyon 27°C
Açık
Afyon
27°C
Açık
Cts 28°C
Paz 28°C
Pts 29°C
Sal 28°C

Yasin Şen: Bir Yolculuktan İçeri

Yasin Şen: Bir Yolculuktan İçeri

Kurumsal Web Tasarım

“Sevilmeyen zaten yaratılmazdı.”

Dem Yüzü

Dem Yüzü, kendinde bir yolculuğa çıkan insanın romanı. Kendi tanımak isteyen insanın, özünde yatan hakikati arayışının ve çabalarının ifadesi… Bu cümleler akla şöyle bir soru getirebilir: İnsan nasıl bir varlık ki, kendinde, kendi içinde bir yolculuğa çıkabiliyor?

Aslında insan durmaksızın yolculuk hâlindedir. Zihnimiz ve kalbimiz bunun en âdil şahitleri gibi durur. Hiçbirimiz birkaç saniye önceki “biz”le aynı değiliz. Akan su hiçbir zaman aynı değildir. Kendi içinde daimî bir seyahat hâlinde olan insan amacına erse de ermese de o artık aynı kişi değildir. Öyleyse yolculuk hayatımızın özündeki ritimdir. O bir “hâl”dir. Bütün varlığın özünde saklı duran bu hâlin bir diğer adı bu yüzden yolculuktur. Durmaksızın arayan ve bilmek isteyen insanı ifade etmede kullanılabilecek müstesna bir kelimedir bu. Dem Yüzü, eskilerin tâbiriyle “âfâkî” olmasa da “enfüsî” yani içten/içeriden bir yolculuğun romanıdır. Aslında bir bakıma hepimizin hikâyesidir.

Leyla İpekçi, son romanlarında öne çıkan mekândan içe, içten daha da içe seyreden bir üslûbun sahibi. Mekân yalnızca bir bahane romanlarında. Öze inmek, aramak, hatta soru sormak bu üslûbun çok belirgin bir özelliğidir. Psikolojik roman veya postmodern tabirinin bu tür eserleri ifadede yetersiz kalacağını düşünüyorum. Çünkü romanın tasavvufî ve geleneksel boyutu öylesine derinlikli ki yeni roman anlayışında bunu nereye oturtmamız gerektiği insanın merakını çekiyor. İşin içine bir de menkıbe dokusu eklenince roman içten içe genişleyen ve çeşitlenen bir üslûba bürünüyor.

Gerçekte bir insanın mânâ yolculuğunu bir romana taşımak ne güç bir mesele! A‘mâk-ı Hayâl veya Muhayyelât-ı Aziz Efendi tarzında eserlerin en önemli tarafı kanaatimce bugün dahi tanımlanması çok güç bir yönlerinin olması, yani insanın kendi içinde bir seyahatin anlatılmasıdır. Geleneksel anlamıyla seyr u sülûk… Bu zorluk, insanın kendi iç yolculuğu ve derinliğinin çok öne çıktığı romanlarda karşımıza çıkar. Dolayısıyla Dem Yüzü’nün bu yönüyle irdelenmeye değer bir eser olduğu söylenebilir.

Bu yolculuğu iç içe geçmiş taraflarıyla roman boyunca okumamız mümkün. İki, Bir’e kavuşmak, birle kaynaşmak ister. Aslında bütün İki’ler ve ondan gelenler Bir’in hasretiyle yaşar. İki’nin bütün sorularına Bir, bilgece karşılıklar verir. İtirazlarını yumuşatır. Daha makul, daha akıllıca düşünmesi için Bir, İki’nin her daim yanındadır. Tıpkı Şeyh Gâlib’in ünlü eseri Hüsn ü Aşk’taki Aşk’a tavsiyeleriyle destek olan Molla-yı Cünûn ve Sühân gibi…

Her yolculuk, bilgece bir tavrı berâberinde getirir. İster maddî seyahat isterse bir mânâ yolculuğu olsun rehber, daima sefer hâlinde olan kalbimizin ve zihnimizin en iyi yardımcısıdır. Çünkü o, daha önce böyle bir yolculuğu gerçekleştirmiş, kişiyi seyahatinde neyin beklediğinin farkına varabilmiştir. Dolayısıyla ondaki bu farkındalık, bizim seyahatimizi daha bir anlamlı ve daha kolay kılacaktır. Yeryüzündeki bütün öğretilerde ve eğitim uygulamalarında bu böyledir. Bilge her zaman vardır ve o bizim arayışımızın en sâdık arkadaşıdır.

Dem Yüzü romanı, bu bilgece arayışın içten içe bir ifadesidir. Bu arayışta en etkili kuvvet ise aştır. Aşk, insanın iç dönüşümü için çok güçlü bir dinamizmi kendinde saklı tutar. Liyakatli gönüller, aşkın sonsuz enerjisinden aldıkları kuvvetle yanarlar ve pişerler. Tıpkı romanda Bir’in İki’ye söylediği şu sözlerde ifadesini bulduğu gibi: “Sevmediğin tek zerre kalmayana dek yanacaksın. Ateşin yakacak bir şey bulamadığı İbrahim gibi” (s. 89). Yakmak, burada benliği yok edip onu aslî ve saf özüne ulaştırmak anlamındadır. Kendisine varlık atfettiğimiz her şey bir vehimden ötede değildir hakikatte. Onlar durmaksızın değişirler ve dönüşürler. İnsan bu dönüşüme ayak uydurabildiği an, kâmil/olgun insan olmuş olur. Bu anlamda aşk ve ateş, benliğin dönüşümünde, insanın aradığı özüne yeniden kavuşabilmesinde sahip oldukları etki bakımından Türk kültür ve edebiyatında defalarca işlenmiş ve yorumlanmıştır. Dem Yüzü’nü, bu tarafıyla geleneğin yeniden yorumu şeklinde okumak mümkündür.

İnsanı büyüten duygu sevgidir. Onu güçlendiren, çağlar ötesine mesajını taşıyan ana kuvvet de budur. Dem Yüzü, Bir’in bilgece rehberliği sayesinde İki’nin bunu idrak etme yolculuğudur. Sevgi, içerideki bütünlüğü idrak edebilmenin anahtarı olması açısından romanda üzerinde durulan ana temadır.

Burada üzerinde durulan en çarpıcı şey ise kişinin hiç sevmediklerini de içten sevmek mecburiyetinde oluşudur. Romanda Bir bunu “İçinden sevebilirsen, dışından sövmek serbest olur” (s. 87) sözleriyle dile getirir. Bu durum günümüzde çok zor algılanabilecek bir konudur. Dışımızdan sövdüğümüz bir insanı içimizden nasıl sevebiliriz? Bu, varlığın aynı kaynaktan besleniyor olmasıyla ilgilidir. Tasavvufî düşüncede mutlak varlık, Yaratıcı’dır. Görünen ise onun isimleri ve sıfatlarıdır. Biz O’nun zâtını idrak edemesek de yarattıkları vasıtasıyla kendisini bu âlemde idrak edebiliriz. Onu anlamak ve bilmek, insanın kaybettiği bütünlük duygusuna yeniden kavuşması için çok elzemdir. Bu bütünlük duygusu olmayınca insanın arayışı hiçbir zaman bitmeyecektir. Aslında bütün iyilikler ve kötülükler bu arayış duygusundan kaynaklanmaktadır. Bilge veya eski terminolojisiyle söylersek ârif kişi, bu arayışını tamamlamış, kendinde ve kendi özünde varlığın birliğini ve bütünlüğünü kanıtlamış insandır. Böyle bir kişi, okuma yazma bilmese dahi “câhil” değildir. O âriftir. En fazla ona “ümmî” denebilir.

Varlığın birliğini ve beraberliğini kendi içinde kanıtlamış bir insan, böylece dışarıdan sövdüklerine içeriden anlayış gösterebilecektir. Yine dışarıdan sevdiklerini de en olgun anlamıyla sevebilecektir. Tasavvuf düşüncesi böyle bir toplum yapısı ortaya koymayı hedefler. Ama öncelikli hedef ferttir. Tıpkı İki’de olduğu gibi böyle fertler içten içe bir yolculuğun sonucunda hedeflerine ulaşabilirler.

Dem Yüzü romanında dikkat çeken konulardan biri de insanın içten yapılışıdır. Bu yapılış soyut bir anlam taşır. Bunun tersi de böyledir. İnsan gönlü sürekli renkten renge bürünür. Hâlden bir başka hâle geçer. Ona tam bir istikamet verebilmek gönlün yeniden yapılmasıyla mümkündür. Bu yapılışta harç, aşktır. Yıkılan, daima yıkılan insanı bir kararda tutmak ve onu içten içe onarmak ancak aşkla gerçekleşecektir.

Dem Yüzü belki tezli bir roman değil. Fakat günümüz insanına yepyeni bir teklifle geldiğini ifade etmeliyiz. Buna göre bunca kalabalıklar ve karmaşa arasında kaybolan insanın kendini yeniden buluşu aslında bizim için çok tanıdık bir duyguyla mümkün olabilecektir. O da aşktır.

Yasin Şen – Afyon Haberleri
YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
6 Ağustos 2021 15:30
13 Eylül 2021 15:25
21 Kasım 2021 19:49
9 Mayıs 2021 17:20
11 Aralık 2021 21:01
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.