Kadim Bilgelik ve Bir Çift Yürek – 8

A+
A-
11.01.2022
ABONE OL

Kadim Bilgelik ve Bir Çift Yürek – 8

Dua

Dua Tanrısal Bütünlük’le iletişim kurmanın adıydı. Her toplumda duanın ayrı bir önemi vardır ve dua bizi Evrenin bütünlüğüne bağlayan yaratıcı bir eylemdir. Aborjinler’in de dua hususunda kendilerine özgü düşünceleri vardır. Yazar bunu şöyle açıklar:

“Bana mutantların duası ile Gerçek İnsanlar’ın Tanrıyla iletişim kurma tarzı arasındaki farkı açıkladılar ve duanın ruhsal dünyaya karşı yapılan bir konuşma olduğunu, oysa onların bunun tam tersini yaptıklarını söylediler. Onlar dinliyordu. Zihinlerindeki tün düşünceleri siliyorlar ve mesajı almak üzere beklemeye başlıyorlardı. Sanırım bana söylemek istedikleri şuydu: ‘Konuşmakla meşgulken, Tanrısal Birliğin sesini duyamazsın.” (s. 201)

Duanın sırrı ve gücü değişimdir. İnsan bu dünyada değişmek ve değiştirmek için vardır. Ancak bu da iyilik ve güzellik adına yapılmalıdır. Aborjinler’in şöyle bir sükûnet duası vardır: “Tanrım, bana değiştiremeyeceğim şeyleri kabul etme gücü, değiştirebileceğim şeyleri değiştirme cesareti ve bu ikisi arasındaki farkı anlayabilme sağduyusu ver.” (s. 213).

Dua başlangıçta iyi niyetttir ve yapılan her eylemin temelinde yer alması istenen bir güçtür. Gerçek İnsanlar Kabilesi’nin üyeleri, yapılan dualarda gerçekleşmesi istenen şeyler için “evrendeki yaşamın hayrına ise” ifadesinin kullanılması gerektiğini ifade ederle ve buna çok önem verirler.

Sessizlik

Mutantlar daima konuşmak isterler. Halbuki Aborjinler sadece şarkı söylemek, dua etmek ve şifa sunmak için konuşurlar. Onlar bütünlüğü hissettikleri için sözsüz iletişim kurabilirler. Hatta böyle daha iyi anlaşırlar. Münkün olduğunca az konuşmak Aborjinlerin tercihidir. Aslında bu durum, onların hayatın işleyişini içerden anlamalarını da sağlar. Kelimeler, cümleler ve her gün kullandığımız yemin ifadeleri biz mutantlar için kendimizi ifade edemeyişimizin acı çığlıklarıdır.

Söz, içte anlam denizini bulandırıp derinlerimizdeki pırıltıyı görmemizi engelliyor ve hakikatle aramızdaki dengeyi sağlayacak olan bir iç hesaplaşmasından bizleri alıkoyuyor. Aslında konuşmak, içimizdeki sığlığı anlamaktan ve görmekten bir kaçış oluyor bizim için. Hakikati arayan duygu ve düşüncelerimiz bu hâl karşısında sükût ediyor. Ağzımdan çıkan her söz hakikatini arayan birer yolcu olarak görülseydi bu kadar konuşmaya gerek bile kalmazdı.

Biraz derinlemesine bakıldığında kelimelerin hâli insanın mutlak duruşunu yansıtır. Kelimenin başında ve sonundaki yokluk, sözlerin mutlak hâlidir ve bu durum bir kelime gibi düşünüldüğünde insanın durumunu da ele verir. Evrenle kurduğu bütünlüğe zarar veren bütün hâlleri ve vehimleriyle insan en başta yoktur. Sonda da yok olacaktır. Tıpkı kelimeler gibi… Sadece iyi, güzel ve bütünün güzelliğine yükselen kelimeler var olabilir. Her dâim iyinin ve iyi insanların var olageldiği gibi… Dolayısıyla seçtiğimiz kelimeler ve kurduğumuz cümleler de iyi olmalıdır. Şifa vermeli ve bir dua gibi gökyüzüne yükselmelidir. Aksi hâlde Evren’in bütünlüğü içerisinde olmamız gereken bir mevkide asla olamayız ve acımız o hâle gelene kadar devam eder.

Başta ve sonda bulunan bu yokluk hâli, var olmak ve gösteriş için seçtiğimiz her şeyin yanlışlığını yüzümüze haykırıyor. Aborjinlerin konuşmaları sadece bütüne dâhil olmak üzeredir. Mutlak yokluk, aynı zamanda mutlak iyidir. Dolayısıyla diğer insanlara şifa sunmak üzere bir şeyler söylemek, mutlak iyiliğe dahil olmak demektir. Her şeyin hayrını istemek üzere dua etmek de böyledir. Sonsuz bir sürekliliğe dâhil olmak anlamını taşır dua etmek. Çünkü kemâle yolculuk hâlinde bir süreklilik bizim sözlerimizle belirgin bir hâl kazanır. Şarkı söylemek ve müzik ise Aborjinler için son derece önemlidir ve bunlar ilahi anlamlar içermektedir. Müzik evrenin ritmini duymak anlamına gelir. Bu açıdan o tanrısal bir özellik taşır. İnsan ruhunu yükseltir ve huzura erdirir. Arayışın gerçek gayesine bizi yaklaştırır. Hele müziğin icrası Gerçek İnsanlar tarafından gerçekleştiriliyorsa bu durum, insandan evrene, evrenden insana doğru dalgalanan bir âhengin hakiki anlamda hissedilmesi anlamına gelir. Bütün bunların dışında konuşmak ve var olduğumuzu ispat etmek için durmaksızın bir şeyler söylemeyi istemek oldukça gereksizdir.

Söz aslında şüpheyi de beraberinde getirir.  Durmaksızın soru sormak huzurumuzu elimizden alır. Bilge evren, yeri ve zamanı geldiğinde içimizden yükselen her samimî sorunun cevabını eksiksiz bir biçimde vermektedir. Bunun için sessizliğin hikmetini anlamak gerekir.

Sonuç Yerine

Modern hayat telakkisi baştan sona bir önyargılar yumağı ve hayal kırıklığıdır. Çünkü bilgeliğe kavuşmuş sayısız kabile ve düşünce sistemleri bize ilkellik adı altında kabul ettirilmiştir. Gerçek İnsanlar Kabilesi’nin ulaştığı bilgelik varoluşsal amacını kaybetmiş mutantların ilkel olduğunu anlamamıza yardım ediyor. Bununla beraber onlar hiçbir şekilde mutantları sorgulamıyor, değer yargılarına hakaret etmiyorlar. Mutantların bu sonsuz evrende bir yeri olduğunu düşünüyorlar. Ancak bizler gibi olmayı hiç istemediler. Bilgeliklerinden asla vazgeçmediler.

Her imkâna sahip milyonların huzursuzluğu karşısında sadece günlük ihtiyaç duydukları şeyleri Evren’in bütünlüğünden bilgece talep eden ve bu dünyadan büyük bir huzurla ayrılan bir kabilenin düşüncelerini okuduk. Maddenin ve önyargıların insan özgürlüğünün en büyük engeli olduğunu söylediler ve bunu hayatlarıyla ispat ettiler. Bize de huzursuzluğumuzun sebeplerini ve kaynağını berrak bir biçimde gösterdiler. Onlar, yazara veda ederken de şöyle dediler: “Seninle yeniden karşılaşacağız ve bu kez insan bedenleri yükümüzden kurtulmuş olacağız.” (s. 222).

Evet, Gerçek İnsanlar bu dünyayı terk ediyorlardı. Çünkü onlar “burayı terk etmek zorundaydılar.” (s. 228). Evrene zarar verilmişti. Dünya büyük ölçüde zarar görmüştü. Mutantlar, kendi hırsları için bu gezegeni yaşanmaz kılmışlardı. Bitkiler ve hayvanlara sorumsuzca zarar vermişlerdi.

Mutantlar teknik alanda ne kadar gelişirse gelişsinler dünyada meydana getirilen bencilce tahribat onların derin cehaletini de ortaya koyuyordu:

“Teknik alandaki hırsımız tüm yaşamı tehdit eden ciddi bilgisizliğimizi ortaya çıkarmıştı, bu bilgisizliğimizi ancak doğaya saygı duyarak ortadan kaldırabilirdik. Gerçek İnsanlar Kabilesi şimdiden fazlasıyla kalabalık olan bu gezegenin üzerindeki varoluş sürelerini sona erdirme hakkını kazanmışlardı. Zamanın başlangıcından bu yana her zaman dürüst, doğru ve barış dolu insanlar olmuşlardı ve evrenle aralarındaki bağlantı konusunda asla kuşkuya düşmemişlerdi.” (s. 228)

Böylece bu bilge kabile evreni terk ediyor ve zaten bu beden hâlinde buldukları bilgeliği daha derin yaşamak üzere sonsuz bir huzura kanat açıyorlardı. Bu tarifsiz ve sonsuz huzur da onları bekliyordu. Bu yazıları yazarın şu sözleriyle bitirmek istiyorum: “Bana öyle geldi ki o gün, yaşamın kendi kendimize sunduğumuz bir şey olduğunu da öğrendim. Bizler varoluşumuzu zenginleştirebiliriz, kendimize daha fazlasını verebiliriz ve kendi kendimize bu konuda izin verirsek daha yaratıcı ve daha mutlu olabiliriz.” (s. 144).

Yasin Şen – Afyon Haber
YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.