Dolar
Euro
Altın
BİST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kütahya °C
Kütahya
°C
°C
°C
°C
°C

Yol Düşünceleri

1 Ocak 2022 20:05

Yol Düşünceleri

Yunus Emre’nin Mengen’deki makamına doğru yola çıkmaya karar verdim. Bir başıma Yeniçağa’ya ve oradan da Mengen’e doğru ilerlemeye başladım. Mengen merkezde ise makamın bulunduğu Gökçesu’ya bağlı Hayranlar Köyü’nün Yunuslar Mahallesi’ne doğru yavaş yavaş ve etrafı izleye izleye ilerledim.

Giderek dağlar yüceliyordu ufukta. Çam ağaçları dağların gövdelerini sarmıştı. Mengen’de ormanlar dağlara daha hâkim. Dağların doruklarına vuran gün ışığı yeşil ve beyazın cilveleştiği müthiş bir renk cümbüşü meydana getiriyordu. Tabiatın ihtişamı beni büyülemişti. Arabayı yavaş kullanıyordum. Manzarayı adeta içiyordum. Çeşmesi ve hemen yakınında büyükçe bir ağaç olan bir yerde arabayı kenara çektim. Burası bir yol ağzıydı ve yol bir köye gidiyordu. Burada biraz durdum. Etrafı izledim ve birkaç fotoğraf aldım. Gökçesu’ya doğru yola devam ettim. Biraz daha gittikten sonra yolumun üzerinde “Sarıkız Türbesi” yazılı büyükçe bir levha gördüm. Doğrusu hiç hatırımda yoktu. Dönüşte ziyaret edeyim, diye düşündüm.

Gökçesu’ya varmıştım. Burada bir amcaya “Hayranlar köyüne nasıl gidebilirim?” diye sorduktan sonra yola devam ettim. Gökçesu küçük ve sakin bir kasaba. Beldenin eski ismi Salıpazarı imiş. Sonra değiştirilmiş. Bunu bana Eskiçağa köyünde tanıştığım Mehmet Ersoy amca söylemişti.

Gökçesu’dan çıkınca ırmak boyunca bir müddet ilerledim. Bir köprünün yanında durdum. Buradaki levhaların en başında Hayranlar yazıyordu. Şimdi beni uzun ve dağların zirvelerine doğru çeken bir yolculuk başlıyordu. Fakat arabaya binmeden önce akarsuyun sesini dinledim. Manzarayı izledim. Etraf yine çok güzeldi. Ardından köye doğru yola koyuldum. Ağaçların arasından ve toprak yoldan daima yükselerek ve köylerin arasından geçerek Hayranlar Köyü Yunuslar Mahallesi’ne gidiyordum. Düşüncelerim de benimle beraber hep seyir hâlindeydi. Gördüğüm bu manzaradan, baktığım yüceliklerden hep bir ilham arar gibi gözlerimle hem yolda hem de dağların zirvelerindeydim. Bu karlı zirveler beni büyülemişti. Göğün saflığı bu beyaz dağ zirvelerinden yeryüzüne akıyor gibiydi.

Bir müddet gittikten sonra Şahbazlar Köyü’nün hemen aşağısında Hasan Dede Türbesi diye kırmızı renkte ve büyük bir levha gördüm. Yolun kenarında bir de bir çeşme vardı. Arabayı çeşmenin önüne çektim. Türbenin de dâhil bulunduğu bu nefis manzarayı seyre başladım. Sonra türbenin yanına gidip biraz incelemede bulundum. Bu, etrafı yığma taşla çevrili, kare planlı ve yerden bir metre kadar yüksekte bir yapıydı. Kuzey istikametinde bir giriş vardı. Girişteki taş eski dönemlerden kalmış olabilirdi. Çünkü üzerinde bir elin rahatça sığacağı büyüklükte yuvarlak bir delik vardı. Mezar, yapının hemen ortasında bulunuyordu. Mezarın yanında birkaç metre uzunluğunda bir ağaç büyümüştü. Bir süre burada kaldıktan sonra yoluma devam ettim.

Şahbazlar Köyü’nde bir teyzeye Hayranlar Köyü’nü sordum. Tarif etti. Elemenler Köyü camiinin yanında gideceğim istikametin tam tersi tarafına giriş yapmışım. Çünkü orası dört yol ağzıydı. Biraz gittikten sonra yaşlıca bir teyze gördüm. Bu yapayalnız köyde bu zengin tabiata inanılmaz bir hayatiyet katıyordu teyzemiz. Bunu biliyor muydu acaba? Yoksa köyündeki yalnızlığı her gün, azar azar ve sabırla içmekte miydi? Bana yolu tarif etti.

Bu sefer geriye dönüp Hayranlar’a doğru devam ettim. Çam ağaçlarının arasından geçerek bir süre sonra köye ve az sonra da Yunuslar Mahallesi’ne varmıştım. Mahalle sessizdi. Etraf karla kaplıydı ve karlar eriyordu. Evlerin çatılarından karlar tok bir sesle sürekli yere düşüyordu. Mezarı ziyaret ettim (Bu makam hakkında ayrıca bir yazı yazdığım için burada ayrıca uzun uzun bahsetmiyorum). Arabaya yönelmişken bir aracın geldiğini gördüm. Köyün muhtarıymış. Durdurup buradaki Yunus Emre makamı hakkında biraz bilgi almak istedim. Pek bir şey söylemedi. Teşekkür edip yoluma devam ettim. Yol üzerinde bir amcayla sohbet ederken onun “Enişte!” diye hitap ettiği biri geldi ve Yunuslar’dan Ali Kemal Erdoğan adında yaşlı bir amcayı aradı. Kendisiyle orada bir telefon görüşmesi yaptık. Epey malumat topladım ve bunları telefona kaydettim. Daha sonra müsaade isteyerek yola koyuldum.

Köyün çıkışında ve yolun kenarında hafifçe uzayan bir yeşillik vardı. Burasının aşağıya ve ufka bakınca bir yokuşun hemen başında, karlı dağların karşısında muhteşem bir yer olduğunu anladım. Orada bir ağacın hemen altına oturma yerleri yapmışlar. Oturup bir müddet ufku izledim. İlhamı gür bu dağların söylediğini gönülden duymayı arzuladım.

O sırada Ankara’dan Hayrettin İvgin hocam aradı. Dörtdivan Kültür Atlası ve gönderdiğim diğer bazı kitaplar eline ulaşmış. Teşekkür etti. Böyle bir çalışma yapılmasından ötürü çok memnun olmuş. Hocanın sözlerinden dolayı ben de çok memnun oldum. Çalışmalarıma devam etmemi söyledi. Ben de “Eyvallah!” dedim. Bu çalışmalar bizim üzerimize düşen bir borçtan ve milletime duyduğum vefa borcunu ödemek istemekten başka bir şey değil!

Orada bir müddet kaldıktan sonra geldiğim yolu takip ederek Gökçesu’ya inmeye başladım. Hasan Dede Türbesi yanında bir çoban koyun güdüyordu. Türbe ve Hasan Dede’yle ilgili bazı şeyler sordum. Fakat bir cevap alamadım. Gökçesu’yu geçtikten sonra Sarı Kız Türbesi’ne doğru ormanların içinden geçerek ilerledim. Yine toprak bir yoldan ve yükselerek gidiyordum. Türbenin yakınına varınca bembeyaz çiçek açmış meyve ağaçları ve evler gözüktü. Burası bir yayla gibiydi. Görebildiğim kadarıyla dört beş hane vardı. Biri haraptı. İkisi ise geleneksel mimaride yapılmış, iki katlı ve ahşap mimarisi ile göz okşayan evlerdi. Bir müddet onları izledim. Etrafta kimseler yoktu. Türbeyi ziyaret ettim. Birkaç fotoğraf çektim ve incelemelerde bulundum ( Sarıkız ve türbesiyle ilgi burada müstakil bir yazı yayınlanacağı için uzun uzun söz etmiyorum).

Burada epey vakit geçirdikten sonra Mengen istikametine ve oradan da Dörtdivan’a doğru yola koyuldum. Yolumun üzerinde çoktan beri uğramak istediğim Eskiçağa köyünde durdum. Birkaç amca oturmuş sohbet ediyorlardı. Birisinin adı Mehmet Ersoy’du. Lakabı da On kuruş. Cumhuriyet tarihinde çıkan bütün on kuruşların olduğu bir koleksiyonunun olduğunu söyledi. Bana biraz Eskiçağa’nın geçmişinden söz etti. Sonra Şıh Mescit veya Şıh Dede diye anılan türbeyi ziyaret ettim. Türbe kilitliydi. Bir de “Tekke” diye anılan bir türbeyi tarif ettiler. Gidip onu da gördüm (Eskiçağa köyüyle ilgili intibalarımız da bu köşede ayrı bir yazı olarak yayınlanacaktır).

Bütün bu ziyaretlerin akabinde gün iyice akşama dönmüştü. İftara az bir zaman kalmıştı. Dörtdivan’a doğru yola koyuldum. Yol üzerinde çok hoşuma giden bir çeşmeye de uğradıktan sonra bu kadar ziyaretin ve günün sonuna gelmiştik artık. Verimli bir gün olmuştu benim için. Kaleme aldığım Bolu Erenleri çalışmama dâhil etmek üzere epey malzeme de birikmişti. Fakat beni bu bilgilere ve o türbelere eriştiren yolculuğumu da yazmam gerektiğini hissettim. Bizi amacımıza ulaştıran imkânları anmak, yaşamın en ufak lezzetlerinde bir hayat damarı bulmak gibi önemlidir bence. Ve inşallah bundan böyle tarihi eserlere, tabiat güzelliklerine, memleketim Ordu’ya yaptığım yolculukları, bu seyahatlerdeki intibaları ve düşüncelerimi “Yol Düşünceleri” başlığı ile kaleme alacağım.

Yasin Şen – Afyon Haberleri
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.